Sığır Hastalıkları

Sığır Hastalıkları

Sığır Hastalıkları detaylı inceleme

 SIĞIR HASTALIKLARI

      Sığırların et, süt ve döl verimi artarken hastalıklara karşı dirençleri azalır ve sık sık hastalanırlar. Hastalıklara direnci artırmak için verilen vitamin ve mineral madde takviyeleri çoğu zaman yeterli olmaz, verilen fazla miktardaki kesif yem sindirim sisteminde bozukluklar oluşturur. Bütün bunları dengede tutabilmek için hayvanın verdiği verime göre yemleme yapmak, küflü ve bozuk gıdaları vermemek, hastalıklara karşı aşılamaları zamanında yaptırmak ve hayvan hastalandığında tedaviye erken başlamak gereklidir. Önemli bazı sığır hastalıkları şunlardır.

 

             13.1.MASTİTİS (MEME İLTİHABI) 

 

             Meme dokusunun iltihaplanmasına mastitis denilir. Mastitis bütün meme loblarında görülebildiği gibi bir veya iki meme lobunda da görülebilir. Mastitis sütün yapısında değişikliklere ve süt veriminde azalmaya neden olur, tedavi edilmezse memelerde körelmeye de yol açabilir.

 

             Hastalığın oluşumunda çeşitli mikroplar, kötü çevre şartları, vurma ve çarpmalar, bakım ve besleme hataları, sağım hataları ve memelerin yapısı gibi faktörler rol oynar. Kalabalık ve pis altlıklı ahırlarda mikroplar meme başı kanalından girerek mastitis oluşumuna neden olurlar. Sarkık memeler ve yüksek süt verimi hastalık oluşumunda etkilidir. Ayrıca, sağım sırasında memede süt kalması, sağım makinelerinde vakum ayarının uygun olmaması da mastitise yol açmaktadır.

 

             .

 

             Mastitisli memede kızarıklık, şişlik, sıcaklık ve ağrı vardır, süt bulanık renkte ve pıhtılıdır. Bu belirtileri ile hastalık kolayca teşhis edilebilir. Ancak bazı durumlarda hastalık gizli seyreder ve memede belirgin bir değişiklik gözlenmez, memeyi yavaş yavaş köreltir ve bu hayvanlar sütleri ile etrafı bulaştırarak hastalığın yayılmasına neden olurlar. Bu hayvanlarda hastalığın tespit edilebilmesi için 15 günde ya da ayda bir kez CMT testi yapılmalıdır.

 

            .

 

             Mastitis olduğu belirlenen hayvanlarda en kısa zamanda tedaviye başlanmalı ve bu hayvanlara ait sütler tedavi süresince kullanılmamalıdır. Ayrıca bu hayvanların memelerinde süt kalmamasına dikkat edilmelidir. Mastitiste başarı şansı erken teşhis ve uygun tedaviye bağlıdır, gecikmiş vakalarda tedavi şansı azalır. Bu nedenle hasta hayvanlar tespit edilir edilmez hemen tedaviye başlanmasının iyileşme şansını arttırarak verim kaybını azaltacağı unutulmamalıdır. Tedavide memeler iyice boşaltıldıktan sonra meme içine ilaçlar verilmeli, memedeki şişliği ve kızarıklığı gidermek için memelere dıştan merhem uygulanmalı ve gerektiğinde kas içi antibiyotikler kullanılmalıdır. Bunun için bir Veteriner Hekime müracaat edilmelidir.

 

             Mastitisten korunmak için temizlik ve sağım kurallarına uyulmalı, ahırın temizliğine ve dezenfeksiyonuna özen gösterilmelidir. Sağımdan önce ve sonra memeler antiseptikli su ile iyice temizlenmelidir. Makine ile sağım yapılıyorsa sağım başlıkları memeye iyice yerleştirilmeli, vakum ayarının doğru yapılmasına dikkat edilmelidir. Memede süt biter bitmez başlıklar çıkarılmalı ve memede süt kalmamasına özen gösterilmelidir. Sık sık mastitise yakalanan, memeleri ve meme başları uygun olmayan hayvanlar sürüden çıkartılmalıdır.

 

             13.2. HİPOKALSEMİ (SÜT HUMMASI) 

 

             Yeni doğum yapmış süt ineklerinde kandaki kalsiyum ve fosfor miktarının düşmesi sonucu ortaya çıkan ve hayvanın yatıp kalkamaması ile karakterize bir hastalıktır. Çoğunlukla süt verimi yüksek, fazla doğum yapmış ve yaşlı ineklerde genellikle doğumdan hemen sonra görülmektedir. Hastalık gebeliğin son iki haftası ile doğumdan sonraki 3 gün içerisinde de görülebilir. Jersey ırkı ineklerde daha fazla görülür.

 

             Hastalığın başlangıcında baş ve ayaklarda titreme, sallantılı yürüyüş vardır, hayvan ayakta durmakta güçlük çeker ve kolayca yere düşer. Hastalığın ileri döneminde hayvan yerde göğüs üstü yatar, baş boyun üzerine kıvrılmış, kalp atışları hızlanmış, kulaklar düşmüş ve soğumuştur. Bu dönemde hayvanda dışkı ve idrar yapma ortadan kalkmıştır. Hastalık tedavi edilmezse kısa sürede ölüm meydana gelir, tedavi edilen hayvanlar ise 1-2 saat içerisinde ayağa kalkarlar. Tedavide damar içi serumlar ve vitamin takviyeleri verilir. Tedavi için bir Veteriner Hekime müracaat edilmelidir.

 

             Hastalıktan korunmak için gebe inekler doğuma 60-70 gün kala kuruya alınmalı ve yeşil kaba yemlerle beslenmelidir. Sağmal hayvanlara ister sağım döneminde, isterse kuru dönemde olsunlar daima süt yemi verilmeli, besi yemi verilmemelidir. Hayvanların önlerinde kalsiyum içeren yalama taşları ve tuz bulundurulmalı, yemlerine kemik unu veya mermer tozu katılmalıdır. Daha önce hastalığı geçirmiş ya da hastalığa yakalanma riski olanlara vitamin takviyesi yapılmalıdır. Doğumdan sonra 2-3 gün memeler iyice boşaltılmamalı, riskli hayvanlarda sadece yavruya yetecek kadar süt alınmalıdır.

 

             13.3.KETOSİS

 

             Yüksek süt verimli ineklerde tek taraflı ve karbonhidratça fakir besinlerle beslenme nedeniyle görülen bir hastalıktır. Yaşlılık, hareketsizlik ve aşırı yağlanma hastalığın oluşumunda önemli rol oynar. 

 

             Hastalık doğumdan birkaç hafta sonra başlar, hayvan önce yem seçer, nazlı ve yavaş yer, sonra hazımsızlık şekillenir, suyu dahi nazlı içer, yürürken sallanır, tökezler ve düşer kalkamaz. Süt veriminde azalma görülür. İleri dönemlerde hayvanda diş gıcırdatması, yem niteliğinde olmayan cisimleri yeme gibi sinirsel belirtiler ortaya çıkar. 

 

             Hastalığın teşhisi kolaydır ama tedavisi uzun sürer. Tedavi bir Veteriner Hekim tarafından yapılmalı, damar içi glikoz içeren serumlar ve insülin hormonu verilmelidir. Tedavinin yanı sıra hayvana şekerli su, melas, patates, şeker pancarı, şeker ve pekmez verilmesi yararlı olur. Tedavi edilmeyen hayvanlar uzun süre yattıklarından zayıflarlar, kaşektik bir hal alırlar ve ölürler.

 

             Hastalık gebelik dönemindeki hatalı beslenme sonucu şekillendiğinden hastalığın önlenmesi amacıyla gebe inekler doğuma 60-70 gün kala kuruya alınmalı ve bu dönemde dengeli beslenmelidir. Hayvana yeterli düzeyde yüksek kaliteli kaba yemler verilmeli, günlük kaba yem oranı en az % 40 olmalıdır. Buzağılama zamanında yemleme programında ani değişiklikler yapılmamalıdır. 

 

             13.4. TİMPANİ (ŞİŞME)

 

             İşkembede gaz oluşumunun hızlanması ve oluşan gazların dışarı atılamaması sonucu karnın şişmesiyle karakterize bir hastalıktır. Hastalığa yonca, bakla, bezelye ve pancar yaprağı gibi taze biçilmiş ve soldurulmadan yedirilmiş yemler yanında bozuk, küflü ve donmuş gıdaların yedirilmesi de sebep olur. Ayrıca patates, pancar, elma, armut, ayva, lahana kökü, turp gibi yumru bitkiler ile paçavra ve naylon yumaklarının yemek borusunu tıkaması da timpanilere yol açar. Timpaninin ilk belirtisi karın bölgesinin aşırı derecede şişmesidir. Daha sonra sancılar başlar, nabız zayıflar ve solunum güçleşir. Tedavi edilmezse kalp durması sonucu ölüm meydana gelir. Şişmeye başlayan hayvan gezdirilmeli, ağzına gem vurularak gazın dışarı atılması sağlanmalıdır. Hayvanın ön ayakları yüksek bir yere alınmalı, böylece işkembenin akciğeri, dolayısıyla kalbi sıkıştırması önlenmelidir. Hayvana gaz giderici ilaçlar, bira mayası ve karbonat verilebilir. Şişliğin çok olması durumunda gazın sonda veya trokarla boşaltılması gereklidir. Bu durumda bir Veteriner Hekime müracaat edilmelidir. Hastalıktan korunmak için, yeşil yemler biçildikten sonra bir gün güneşlendirilip soldurularak verilmeli, küflü, bozuk ve kokuşmuş yem ve otlar verilmemeli, patates, pancar, elma, armut, ayva, lahana kökü ve turp gibi yumru bitkiler doğranarak verilmeli, hayvanlar çöplüklere bırakılmayarak paçavra ve naylon yemeleri önlenmelidir.

 

             13.5. ANTRAKS (ŞARBON)

 

             Dalağın şişmesi ile karakterize, mera mevsiminde daha çok görülen salgın bir hastalıktır. Hastalık bulaşıcı olup ani ölümlere sebep olur. Hastalık sığır, koyun, keçi, manda, at, deve, fil, domuz, köpek, kedi ve kanatlılarda görülür, insanlara da bulaşır. 

 

             Hastalığa yakalanan hayvanlar ölümden bir-iki gün önce, süt, dışkı ve idrarlarıyla etkeni çıkarırlar. İyileşen hayvanlar ise, bir süre daha süt ve idrarlarıyla etkeni etrafa saçarlar. Hastalık sindirim, solunum ve deri yolu ile bulaşmaktadır. Su, yem, ot gibi gıdalara bulaşan etken sindirim sisteminde bulunan yaralardan girerek hastalık oluşturur. Hastalık etkenleri çok çabuk sporlanırlar ve bu sporlanmış etkenler toprakta 6 sene canlı kalırlar. Bu nedenle hastalığın yayılmasını önlemek için hasta hayvanlar asla kesilmemeli, ölenlere otopsi yapılmamalı ve ölen hayvanların kadavraları hemen gömülmelidir.

 

             Hastalık bir hayvandan diğerine direkt olarak bulaşmaz. Bulaşma Antraks sporlarıyla bulaşık yemlerin yenilmesi, suların içilmesiyle olur. Etken alındıktan 24 saat sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastalık hızlı seyir gösterir, vücut ısısı birden bire 40-42.5 ºC ye yükselir, sonra ateş aniden düşer ve hayvan 3-4 gün içinde ölür. Hastalarda iştahsızlık, durgunluk, titreme, süt veriminde azalma, solunum güçlüğü, önceleri kabızlık, sonraları kanlı ishal ve kanlı idrar görülür. Hayvanlarda ölümden hemen önce veya sonra ağız, burun, anüs ve genital kanaldan koyu katran gibi kan gelir ve kan asla pıhtılaşmaz. 

 

             Hastalık hızla geliştiğinden genellikle tedaviye fırsat kalmadan ölüm görülür. Tedavide antibiyotikler ve vitaminler kullanılmakta ve iyi sonuçlar alınmaktadır. Ancak hastalık hayvanlar ve insanlar için ölümcül olduğundan tedavi yapılmamalı, hastalar imha edilmelidir. 

 

             Ölen hayvana otopsi yapılmamalı, en az 2 metre derinlikte çukur açılarak gömülmeli ve üzerine sönmemiş kireç dökülerek kapatılmalıdır. Ahır mutlaka dezenfekte edilmelidir. Antraks ihbarı mecburi bir hastalıktır ve hastalık çıkan yerlere karantina uygulanmalıdır. Hastalıktan korunmak için yılda bir kez aşı yapılmalıdır. 

 

             13.6. YANIKARA

 

             Sığırların kaslarının iltihaplanması ile karakterize ateşli ve öldürücü bir hastalıktır. Bulaşma yanıkara etkenleriyle bulaşık yemlerin yenilmesi, suların içilmesiyle olur, bir hayvandan diğerine direkt olarak bulaşmaz. Hastalık en fazla sığır, koyun, geyik, domuz, ve tavşanda görülür. 

 

             Bulaşık meralarda ve bölgelerde bulunan hayvanlarda hastalık etkenleri vücuttaki yaralardan veya ağız yoluyla vücuda girer, etkenler kan yoluyla kas dokuya ulaşır, orada ürerler ve hastalığı oluştururlar. 

 

             Hastalarda iştahsızlık, durgunluk ve diş gıcırdatması görülür. Solunum ve nabız artmıştır. Vücut ısısının 41-41.5 ºC ye yükselir. Tedavide için şiş olan kasların bulunduğu yer uzunlamasına yarılarak antiseptiklerle yıkanmalı ve kas içi antibiyotikler kullanılmalıdır.

 

             Yanıkara sporları toprakta uzun müddet canlılığını koruduğundan bu sporlarıyla bulaşık meralara hayvanlar sokulmamalıdır. Hastalıktan korunmak için aşılama şarttır. 

 

             13.7. BRUSELLOZİS (YAVRU ATMA HASTALIĞI)

 

             Brusella başta sığır, koyun, keçi olmak üzere at, eşek, domuz ve köpek gibi birçok hayvanda yavru atmaya neden olan ve kısırlık yapan bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık hayvanlardan insanlara bulaştığından Veteriner Hekimler, hayvanlarla uğraşanlar ve kasaplarda hastalık riski oldukça yüksektir.

 

             Hasta hayvanlara ait atık yavru, yavru zarları ve yavru sıvılarının yemlere, meralara ve sulara karışması ile hastalık bir hayvandan diğerine bulaşır. Hasta hayvanlar süt, üreme organından gelen akıntı, idrar ve dışkı ile bol miktarda mikrop saçarak hastalığın yayılmasına sebep olurlar. Hasta boğalar çiftleşme sırasında hastalığın dişi hayvanlara bulaştırırlar. 

 

             Hastalık etkeni alındıktan sonra belirtiler 2 hafta ile 1 yıl arasında ortaya çıkmaktadır. Hastalıkta görülen en önemli belirti yavru atmadır. Hastalığa yakalanan hayvanlar gebeliğin 6.-7. aylarında yavru atarlar. Hasta hayvanlardan doğan yavrular ise doğum sonrası ölürler. Hastalığı atlatan inekler bağışıklık kazandıklarından yeniden hastalığa yakalanmazlar, ancak bu hayvanlar yaşamları boyunca sütleri ile mikrobu yaymaya devam ederek hastalığın yayılmasına neden olurlar.

 

             Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla yavru atan hayvanlar sürüden ayrılmalıdır. Bu hayvanlara ait üreme organı akıntısı, idrar, dışkı, atık yavru, yavru zarı ve sıvıları ile bulaşık ot ve altlıklar toplanarak yakıldıktan sonra ahır ve yemlikler dezenfekte edilmelidir. İlaçlanan ahırlar en az 10-15 gün boş bırakılmalı ve ikinci kez ilaçlama yapıldıktan sonra hayvan konulmalıdır. 

 

             Brusella hastalığı bir sürüye girdikten sonra sürünün hastalıktan temizlenmesi oldukça masraflıdır ve uzun zaman alır. Bu nedenle hastalıktan korunma çok önemlidir. Sürüye kontrolsüz hayvan sokulmamalıdır. Hastalığa yakalanan ve teşhisi konulan hayvanlar mecburi kesime tabi tutulurlar. Korunma aşılama ile mümkündür. Dişi danalara 4-8 aylıkken Brusella S-19 aşısı, ergin ineklere ergin Brucella aşısı yapılmalıdır. Yapılan bu aşılar hayat boyu bağışıklık sağlar. 

 

             Hastalığın yayılmasını önlemek için ineklere boğa aştırmamak yani tabii tohumlama yaptırmamak, bunun yerine suni tohumlama yaptırmak gereklidir. Hastalıktan şüpheli hayvanlar, üst üste 2 kez yavru atan hayvanlar sürüden çıkarılmalıdır. Yavru atan hayvanlar Veteriner Hekime bildirilmeli, bu hayvanların eşi ve atılan yavru usulüne uygun olarak gömülmelidir. Brusella ihbarı mecburi ve tazminatlı bir hastalıktır. 

 

             İnsanların hastalıktan korunması için sütlerin kaynatılarak içilmesi, çiğ sütten yapılan peynirlerin 3 ay geçmeden tüketilmemesi gereklidir.

 

             13.8. ŞAP (TABAK HASTALIĞI)

 

             Şap hastalığı yüksek ateş, ağızda akıntı, ağızda ve ayaklarda döküntülü yaralarla kendini gösteren çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık sığır, manda, koyun, keçi ve domuzların yanı sıra vahşi hayvanlarda da görülür. Et ve süt veriminde azalmalara yol açarak büyük ekonomik kayıplara neden olması ve ülkeler arası hayvan ticaretini etkilemesi nedeniyle oldukça önemlidir. 

 

             Hastalık hasta hayvanların, salya, gaita ve idrarlarıyla bulaşabildiği gibi ahır malzemeleri, yemler, sular, hayvan bakıcıları, ziyaretçiler, nakil araçları, kuşlar ve rüzgar ile de bulaşabilir. Hasta hayvanların bir yerden başka bir yere nakledilmesi yayılmada en önemli faktördür. Yani hastalık hemen her yolla ve çok kolay bulaşır.

 

             Hastalık her yaştaki sığırlarda görülebilir, ancak genç hayvanlar ve buzağılar hastalığa daha duyarlıdırlar. Hasta hayvanlarda yüksek ateş, durgunluk, iştahsızlık ve süt veriminde azalma görülür. Hastalık başladıktan 12-24 saat sonra ağız mukozasında, tırnak aralarında ve meme başlarında içi sıvı dolu kesecikler ortaya çıkar. 

 

             Ağızda, dilde ve dudakların iç kısımlarında döküntüler, ağızda iplik gibi uzayan veya köpüklü bir akıntı vardır. Ağızdaki yaralardan dolayı hayvanlar yem yiyemezler ve çok kısa zamanda zayıflarlar. Hayvan ölmese dahi ekonomik olarak büyük kayıplara yol açar. Bu nedenle kısa zamanda tedavi edilmelidir. Tırnak aralarındaki yaralar sonucu topallık şekillenir, tırnakları düşebilir.

 

 

 

             Hastalık çıkan bir sürüde veda ahırda hastalar hemen ayrılmalı, Tarım İl veya İlçe Müdürlüklerine haber verilerek gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır. 

 

             Tedavi için hasta hayvanların ağız, ayak ve memeleri antiseptikli sular ile yıkanmalıdır. Yem yeme güçlüğünden dolayı yemler yem çorbaları şeklinde hazırlanarak verilebilir, hatta şişe ile içirilebilir. Hasta hayvanlarla temas eden kişiler diğer ahırlara girmemelidir. Mecburi kesim uygulanan hayvanlara ait etler buzdolabında 48 saat beklettikten sonra yenebilir, fakat kan, kemik gibi artıklar yakılmalı yada gömülmelidir. Ölen hayvanların salya veya yara suları ile bulaşmış otlar, yemler yakılarak hastalığın yayılması engellenmelidir.

 

 

 

             Hayvanların hastalığa yakalanmasını önleyebilmek için tüm hayvanlar ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere yılda iki defa koruyucu olarak aşılanmalıdır. Dışarıdan hayvan alırken Veteriner Sağlık Raporsuz ve kontrolsüz hayvan alınmamalı ve alınan hayvanlar 15 gün müşahede altında tutulduktan sonra sürüye katılmalıdır. Ahırların önüne bir tabla yaptırılarak içine kireç konulmalı, ahıra girenler ayaklarını bu kirece basarak ahıra girmelidirler.

 

       Şap Hastalığı : Türkiye\'de Durum

------------------------------------------------------------------------------- 

Şap hastalığı Türkiye\'de uzun zamandan beri Dabak veya Şap olarak bilinmektedir. İlk istatistiki bilgiler 1914 yılında yayınlanan Tarım İstatistiklerinde vardır. Osmanlı döneminde özellikle Trakya bölgesinde olmak üzere birçok salgın görülmüştür.Bu bilgilere göre 1914 yılında Osmanlı ülkelerinde 9455 şap vakası tespit edilmiş ve hastalığa yakalanan hayvanlardan 4327’si ölmüştür.

 

Şap hastalığına karşı ilk aşılama 1942 yılında yapılmıştır. R.I. Enginer tarafından üretilen aşı Karacabey ve M. Kemalpaşa\'da uygulanmıştır.

 

SAT-1 1962 de Afrika dışında ilk olarak Bahreyn\'de görülmüştür. Kısa sürede Mezopotamya bölgesine yayılmış ve Orta-Doğu ve Anadolu\'yu içine almıştır. Avrupa Şap Komisyonu 20-21 Temmuz 1962 de Roma\'da çok acil olarak toplanmış FAO kaynaklarından Türkiye\'ye tip spesifik aşının temini kararlaştırılmıştır. Aşılamaya 1962 yılında başlanmıştır. FAO ile işbirliği ile Trakya tampon bölge ilan edilmiştir. Yetersiz aşı nedeniyle önce sadece Edirne, daha sonra Kırklareli ve Tekirdağ illeri ve Eceabat, Gelibolu ilçeleri de tampon bölgeye dahil edilmiştir.

 

SAT-1 3 Ekim 1963 ten sonra Trakya\'da görülmemiştir. 21 Haziran 1965\' ten sonrada Anadolu\'da bu tipe karşı aşılama yapılmamıştır. A22 ve O1 e karşı aşılamaya devam edilmiştir.1967-71 arasında Trakya\'nın durumunun iyileştirilmesine ve aşı üretiminin arttırılmasına çalışılmıştır.

 

1 Ağustos 1973\' de İran\'dan Asia-1 tipi Türkiye\'ye bulaşmıştır. Ankara\'da FAO, OIE ve AT temsilcileri ile birlikte acil bir toplantı yapılmış ve yeniden belirlenen tampon bölge için Şap Enstitüsü\'nün üretim kapasitesinin yıllık 90 milyon doza çıkarılması için kaynak düşünülmüştür. Tampon bölgede trivalan aşı ile aşılama yapılmıştır.Bunun sonunda hastalık kısa sürede kontrol altına alınmıştır. 1987 yılına kadar trivalan aşı kullanılmıştır.

 

1970 yılında tampon bölgedeki il sayısı arttırılmıştır. Trakya’daki bütün iller ve Çanakkale, İstanbul, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Sakarya batı tampon bölgesine; Suriye ve Irak sınırında Hatay, Gaziantep, Ş.Urfa, Mardin illeri sınırdan 20 km içeriye kadar Güney-Doğu tampon bölgesine dahil edilmiştir. 1983 te Hakkari, Van, Ağrı, Kars illerinin sınırdan 20 km içeride bulunan köyleri de tampon bölgeye dahil edilmiştir. 1986 yılında Bilecik, Siirt, Diyarbakır ve Erzurum tampon bölgeye dahil edilmiş, fakat bir yıl sonra Diyarbakır ve Erzurum Aydın ve İzmir ile yer değiştirmiştir. 1988 de, tampon bölgedeki il sayısı Afyon, Bolu, Eskişehir, Kütahya, Manisa, Uşak ve Zonguldak\'ında katılımı ile 28\' e çıkmıştır.

 

Ekim 1989 yılında Brüksel\'de yapılan Şap Zirvesinde alınan karar gereğince tampon bölge Trakya\'dan Anadolu\'ya kaydırılmış, Trakya\'ya Ari Bölge statüsü verilmiş ve 1990-91 yılında Trakya\'da aşılamaya son verilmiştir. Trakya\'ya ari bölge statüsü verilmesinin bir amacı Trakya\'dan Avrupa pazarına ihracat yapmaktır.

 

Türkiye\'de 1914 yılından beri değişik tarihlerde A2, A5, A22, A96, O1, SAT-1 ve Asia-1 tipleri teşhis edilmiş ve ekzotik tipler eradike edilmiştir. Nisan 2001 tarihinden itibaren Asia 1 tipi görülmemiş olup, hastalık mihraklarından yalnızca A96 ve O tipi tespit edilmektedir.

 

Şap hastalığının kontrolü için karantina tedbirleri ile birlikte aşılama 1962 yılından beri uygulanmaktadır.

 

     ŞAP (Tabak) HASTALIĞI --------    AYRINTILI İNCELEME

 

Şap hastalığı sığır, manda, koyun, keçi ve domuzlar ile diğer yabani çift tırnaklı hayvanların salgın viral bir hastalığıdır. İnsanlar nadiren enfekte olurlar. Hastalık dilde, damakta ve ayakta vesiküller, genç hayvanlarda kalp yetmezliği nedeniyle ani ölümler ile karekterizedir. 

Hastalık, çok hızlı ve her türlü vasıta ile yayılabilir. Ölüm oranı (mortalite) %2-5 arası değişir ve ölüm genellikle genç hayvanlarda görülür. Bazı salgınlarda bu oran %50’ye kadar çıkabilir. Süt, et ve iş verimini düşürerek büyük ekonomik kayıplara sebep olur. 

Bütün dünyada hastalık hem ekonomik boyutuyla, hem de hayvan sağlığını global olarak etkilemesi nedeniyle çok sayıda ülkenin gündemini oluşturmaktadır. 

 

 

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! ETİYOLOJİ 

 

 

 

 

Şap Virusu Picornaviridia ailesinden Aphthoviruslar grubuna dahil zarsız bir virus olup tek zincirli RNA taşır. 

 

 

 

 

Şap virusunun O, A, C, SAT 1, SAT 2, SAT 3 ve Asia 1 olmak üzere 7 adet farklı serotipi tespit edilmiştir. Her serotipin çok sayıda alt tipleri vardır. Serotipler arasında çapraz koruma mümkün değildir. 

 

 

 

 

pH 7-9 arasında stabil olmakla birlikte en dayanıklı olduğu pH değerleri 7.4-7.6 arasıdır. Çeşitli kimyasal maddeler şap virusunu asit ve alkali pH değerlerinde inaktive ederler. 

 

 

 

 

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! EPİDEMİYOLOJİ 

 

 

 

 

Şap hastalığına karşı sığır, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlarla yabani çift tırnaklılar hassastır. Hastalığın çok bulaşıcı olması nedeniyle geniş hayvan populasyonları etkilenir. 

 

 

 

 

Genellikle hastalık 10 Km içinde yayılır. Rüzgar ile virus partikülleri daha uzun mesafelere yayılabilir. Uzun mesafelere yayılma bazı özel şartlar altında meydana gelir. 1982 yılında deniz üzerinden Fransa\'dan İngiltere\'ye hastalığın bulaştığı ispat edilmiştir. 

 

 

 

 

Karkasta bulunan viruslar kesim sonrası laktik asit tarafından inaktive edilir. Kemik iliği ve sakatatta bulunan viruslar pH da herhangi bir değişiklik olmadığından enfeksiyon kaynağı olabilir. 

 

 

 

 

Sığırlar daha fazla kapasitede hava solumaları ve enfeksiyona yakalanmak için daha az virusa ihtiyaç göstermeleri nedeniyle koyun ve keçilerden daha fazla hastalığa yakalanma riski taşırlar. Büyük sürüler bireysel hayvanlardan ve küçük sürülerden daha fazla hastalık riski taşırlar. 

 

 

Şap Virusunun Saçılma Yolları

 

·              Salya

 

·              Burun akıntısı

 

·              Vezikül sıvıları

 

·              Solunum

 

·              Süt

 

·              Semen

 

·              Ayak lezyon döküntüleri

 

·              Gaita

 

·              Idrar

 

·              Vajinal akıntı

 

·              Fötus sıvıları

 

·              Deri döküntüleri

 

Şap virusunun sığır sekret ve ekstretlerde bulunma ve

 

çeşitli ortamlarda yaşam süreleri

 

 

Çeşitli Sekret/ekstret/ortamlarda

 Maksimum bulunma süresi(gün)

 

 

 

 

Solunan hava

 5

 

Salya

 14

 

Burun akıntısı

 7

 

Osefago-faringeal sekret

 530

 

Gözyaşı

 3

 

Süt

 9

 

Prepusyal sekret

 6

 

Semen

 10

 

İdrar

 7

 

Dışkı

 15

 

Yapağı

 14

 

Sığır derisi ve kılları

 28-42

 

Sinekler

 70

 

Hastalık bulaşmış ayakkabılar

 77-98

 

Saman-ot v.s.

 105

 

Kuru hayvan gübresi

 14

 

Sıvı hayvan dışkısı (Kışın)

 180

 

Toprak yüzeyi’ (Sonbahar)

 28

 

Toprak yüzeyi (Yaz)

 3

 

İdrar

 39

 

 

 

 

 

Post mortem muayenelerde; rumen piluslarında büyük lezyonlar bulunabilir. Kas dokusunda düzensiz sarımsı çizgiler veya paranşimatöz dejenerasyonla karakterize lezyonlar şekillenmektedir. Bazı şap virus suşları hem yetişkin hem de gençlerde kalbe büyük zarar vererek myokardial dejenerasyona yol açar ve kalp kaplan postu görünümü kazanır. Benzer lezyonlara iskelet kaslarında da rastlanabilir. Bütün vücut yüzeyindeki mikroskopik lezyonlar birbirine benzer görüntü oluşturur. En fazla epidermis üzerindeki stratum spinozum tabakasındaki hücreler enfekte olur. Bu hücreler şişkin, eozinofiliktir ve balon dejenerasyon şeklinde isimlendirilir. Hücreler arası bağlantılar bozulmuş, hücre sitoplazması dışarı sızmış, yıkıntılar çoğalmış ve mikroveziküller oluşmuştur. Mikroveziküller ödemle doludur. Hücre yıkıntıları ve makroveziküller, lökositlerle infiltre olmuştur. 

Hayvanlarda, virusun titresi düşerken nötralizan antikorlar yükselir. Enfeksiyonu takiben hayvanlar taşıyıcı durumda olabilirler. Bu taşıyıcı hayvanlardan probang yöntemiyle enfeksiyondan 2,5 yıl sonra dahi virus tesbit edilebilir. Enfeksiyondan sonra şap virusunun taşınması epidemiyolojik olarak çok önemlidir. 

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! KLİNİK TABLO 

Tipik vakalarda sığırlar 3-6 gün inkübasyon devresi gösterirler, fakat bu süre 1-11 gün arasında değişebilir. Hastalık yüksek ateş, depresyon, solunum güçlüğü, ağızda, ayakta ve memede veziküllerin görülmesiyle karakterizedir. Sağımdaki hayvanlarda belirgin olarak süt veriminde düşme görülür. Dil üzerinde, damakta, dudaklarda ve meme uçlarında içi saman rengi sıvı ile dolu veziküller görülür.

 

Hayvanlarda salya akması görülür. Vesiküller birkaç saat sonra açılır ve açık kırmızı renkli ülserler meydana gelir. Genellikle ayaktaki yaralar enfekte olur.

 

Morbitide(hastalığa yakalanma) oranı %100\'e kadar varabilir, fakat mortalite (ölüm) oranı buzağılar hariç düşüktür. Genç hayvanlar yaşlılardan daha hassastır.

 

Post-mortem muayenede akut viral miyokarditis görülür.

 

Sığırlarda klinik belirtiler

 

·              Yüksek ateş, titreme, donuk ve cansız bakışlar,

 

·              Salyalı ve şapırtılı ağız, damak, dil, diş eti ve dudaklarda hassasiyet, başlangıçta içi sıvı dolu veziküller daha sonra ülserli yaralar,

 

·              Hassas ve ızdıraplı ayaklar, ağır vakalarda tırnak düşmesi,

 

·              Süt veriminde azalma,

 

·              Buzağılarda ölüm.

 

Koyunlarda klinik belirtiler

 

·              Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;

 

·              Durgunluk, halsizlik,

 

·              Aniden oluşan topallık,

 

·              Sürüden ayrı yatma isteği,

 

·              Kuzularda ölüm.

 

 

 

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! MARAZİ MADDE ALMA ve GÖNDERME

 

Şap hastalığının kesin teşhisi ve tip tayini için çift tırnaklı hasta hayvanlardan alınacak marazi maddeler en seri vasıta ile aşağıdaki esaslar dahilinde Şap Enstitüsüne gönderilir.

 

1. Marazi maddeler mümkün olduğu kadar antiseptik tatbik edilmemiş hasta sığır, koyun, keçi domuzlardan alınır.

 

2. Marazi madde alınırken ve gönderilirken kullanılacak bütün alet ve malzemelerin steril olmasına dikkat edilmelidir

 

3. Marazi maddeler; Şap Enstitüsü Müdürlüğünce hazırlanmış ve içerisinde gliserin iso-buffer solüsyonu bulunan şişelerle gönderilir. Temin edilmemesi halinde, marazi maddeler serum fizyolojik solüsyonlu kablarla gönderilir. Marazi maddeler kaplara konulduktan sonra etiketlenip ağızları parafinlenir.

 

4. Tip tayini için gönderilecek materyal yeni şekillenmiş lezyonlu kısımlardan seçilir. Bunlar tercih sırasına göre ;

 

·              Dil, Damak, dudak, burun mukozası ve meme epiteli,

 

·              Gecikmiş vakalarda ise tırnak arası epiteli

 

5. Gönderilecek vezikül sıvısı; dil, damak dudak, meme ve ayakta teşekkül eden patlamamış yeni veziküllerden steril şırınga ile çekilmiş olmalıdır.

 

6. Gönderilecek olan marazi maddeler bir (1) gramdan aşağı iki (2) cm2 den küçük olmamalıdır. Her hayvandan alınan marazi maddeler ayrı ayrı şişelere konulmalıdır.

 

7. Hastalığı geçirmiş ve herhangi bir lezyon görülmeyen hayvanlardan kan serumu gönderilmelidir. Kan serumu gönderilirken şu hususlara dikkat edilmelidir.

 

·              Kan almak için, hastalığı en az 7 gün önce geçirmiş hayvanlar seçilir.

 

·              Kan steril şırınga ile steril tüpe alınır.

 

·              30-60 dk. İçinde kanda donma başlayınca tüpün etrafı steril ince bir telle çizilip bir gece oda derecesinde bekletilir.

 

·              Elde edilen serum steril bir tüpe alınıp ağzı kapatılarak en seri şekilde gönderilir.

 

8. Hazırlanan marazi maddeler en seri vasıta ile Şap Enstitüsü Müdürlüğü P.K. 714 06044 Ulus/ANKARA adresine gönderilir.

 

 

 

 

Şap Hastalığına Karşı Önlemler

 

Şap hastalığının mücadelesinde alınacak önlemler iki yönden ele alınabilir. 

1.Hastalık çıkmadan önce alınacak genel tedbirler: 

·              Duyarlı hayvanlara şap aşısının periyodik olarak uygulanması, 

·              Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi, 

·              Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün), 

·              Pazarda satılacak veya başka bir yere nakil edilecek hayvanlara en az 15-20 gün önceden şap aşısının yapılması, 

·              Ahır girişlerinde gerekli olan paspas veya giriş havuzlarında devamlı olarak sodyum karbonat, bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan maddelerin bulundurulması, 

·              Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması, 

·              Hayvan bakıcılarının özel elbise ve ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak tutulması. 

·              Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi, 

·              Şüpheli vakalarda veteriner hekimden bilgi alınması. 

2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler: 

·              Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal ayrı bir yere alınması, 

·              Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması, İl/ilçe müdürlüklerine haber verilmesi, 

·              Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması, 

·              Araçların çiftliğe giriş/çıkışlarının mümkünse engellenmesi, mümkün olmaması durumunda hareketlerde hijyen kurallarına harfiyen uyulması, 

·              Yem, saman, altlık gibi malzemelerin giriş çıkışına izin verilmemesi, 

·              Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve otların yakılması, 

·              Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi, 

·              Satıcıların çiftliğe sokulmaması, 

·              Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım ve satımının yapılmaması, 

·              Ahırlar birden fazla ise, her biri için ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi, 

·              Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması, 

·              Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait eşya, malzeme ve naklinde kullanılan vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması, 

·              3285 sayılı HSZ Kanun ve Yönetmeliğine göre hareket edilmesi 

·              Enfekte hayvanların itlaf edilmesi/kesimi/imhası, (hastalık insidensinin düşük olduğu ülkelerde). 

 

Ülkemizde Mücadele; Bakanlığımız Şap Enstitüsü Müdürlüğünce O1 Manisa, A Aydın 98(A İran 96 ile homolog) ve Asia 1 suşlarını karşı aşı üretilmektedir, Şap virus tiplerinin ülkedeki seyrine göre monovalan, bivalan ve trivalan(tekli,ikili,üçlü) suşlarını kapsayan aşılar yıllık programlar doğrultusunda kullanılmaktadır. 

İllerde ki büyükbaş hayvanların tamamı ilkbahar ve sonbahar dönemi olmak üzere yılda 2 kez aşılanmaktadır. (ancak sonbahar kampanya döneminde; Trabzon, Rize, Artvin, Giresun, Ordu, Bartın illeri ile Kastamonu İlinin Abana, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Doğanyurt, İnebolu sahil İlçelerinde bulaşma riski bulunan büyükbaş hayvanlara stratejik aşı uygulanmaktadır) 

Trakya Bölgesinde şap hastalığı yönünden aşılı ariliğe geçilebilmesi hedeflenmekte olup, bu bölgede şap hastalığına karşı kampanya tarzında yoğun aşılama ile birlikte, mihraklarda hasta hayvanlara kesim metodu uygulanmaktadır. Kesim metodu “Sığır Cinsi Hayvanların Tanımlanması Tescili ve İzlenmesi Yönetmeliği” hükümlerine göre tanımlanmış, şap aşısı uygulanmış ve kanuna uygun sevk edilmiş hayvanlarda uygulanmaktadır. 3285 sayılı HSZKY’nin 134. maddesi (g) bendine göre, Trakya Bölgesindeki hastalığın açık belirtisini gösteren ve laboratuvarlarca hastalığın varlığı ve tipi tespit edildikten sonra öldürülecek veya kestirilecek hayvanların takdir edilecek kıymetlerinin tamamı, hastalığın açık belirtisini göstermeyen ancak laboratuvarda hastalığın varlığı tespit edildikten sonra kestirilen hayvanların ise takdir edilecek kıymetlerinin dörtte üçü ödenmektedir 

Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! ANTİSEPTİK UYGULAMASI VE DEZENFEKSİYON 

Şap hastalığına yakalanan hayvanlarda virus etkinliğini azaltarak tedaviye yardımcı olmak için antiseptikler, barınaklar, nakil vasıtası, yem, kıyafet, malzeme gibi yeni bulaşmalara sebep olabilecak şüpheli herşeyi dezenfekte etmek için yapılacak uygulamalarda aşağıdaki şekilde hareket edilir :

 

 

Ağız ve meme yaralarında kullanılacak antiseptik solüsyonlar;

 %

 

Sodyum karbonat ( Çamaşır sodası )

 2-3

 

Sodyum bikarbonat ( Yemek sodası )

 10-15

 

Potasyum Permanganat

 0,5

 

Potasyum klorat

 0,5

 

Sirkeli su

 10

 

Diğer uygun dezenfektanlar

 

 

Ayak yaralarında kullanılacak antiseptik solüsyonlar;

 

 

Sodyum hidroksit 

 1-2

 

Sodyum karbonat ( Çamaşır sodası )

 3-5

 

Sodyum hipoklorit

 1-2

 

Potasyum hipoklorit sol.

 1-2

 

Potasyum hidroksit

 1-2

 

Diğer uygun dezenfektanlar

 

 

Barınak, Hayvan Nakil Araçları ve alet-malzemelerin Dezenfeksiyonu;

 

Kaba temizlik yapıldıktan sonra şu solüsyonlar uygulanır

 

Organik asitler

 0,25

 

Formol ( 1 Lt. Suya 20 cc )

 1

 

Kreolin

 3-5

 

Diğer uygun dezenfektanlar

 

 

 

 

 

 

 

Giyim Eşyasının Dezenfeksiyonu: Kaba temizlik yapıldıktan sonra, ya eşyalar büyükçe bir kap içinde hazırlanan % 4-5’lik çamaşır sodalı suya atılarak 1 saat bekletilir. Yada etüv bulunan yerde bulaşık eşyalar etüve konur veya kaynar su buharına tutulur

 

Yemlerin Dezenfeksiyonu: Miktarı az olduğu takdirde yakılır. Ekonomik sebeplerle bu işlem yapılmadığı takdirde sadece virusla bulaşık olması kuvvetle muhtemel olan kısımları yakılarak imha edildikten sonra, kalan kısım kapalı ve mahfuz yerler içinde bir gün formol buharına maruz bırakılır ve iyice havalandırıldıktan sonra kullanılır. Mümkünse hastalığa duyarlı olmayan türlere yedirilir

 

İçme Suyunun Dezenfeksiyonu: Şaplı hayvanlar tarafından bulaştırılmış çeşme, yalak, havuz gibi sulama yerlerindeki sular, uygun dezenfektanlardan biri ile ilaçlandıktan sonra boşaltılır ve yeniden dezenfekte edilerek sağlamların faydalanmasına açılır. Bulaşık sular hayvanlara içirilmez. Herhangi bir sebeple bu gibi suları içirme zorunluluğu olduğunda, eczanelerde ruhsatlı müstahzar olarak satılan antiseptiklerden biri, tarifesindeki ölçülerde suya katılır.

 

 

 

 

 

MEVZUAT 

3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunun 4.maddesi gereği, şap hastalığı ihbari mecburi bir hastalıktır.  

Madde 108- Şap hastalığı çıktığında hayvan sağlık zabıtası komisyonu toplanır; \"Yönetmeliğin Birinci Kısmının Dördüncü Bölümündeki\" hastalık çıkışında alınacak genel tedbirleri ve hastalığın durumuna göre aşağıdaki özel tedbirleri kararlaştırır. 

a) Şap hastalığı çıkan yer ile su ve meraları müşterek olan köyler karantina altına alınır. Geçit noktalarına hastalığın adı yazılı levhalar asılır. Hastalık aynı zamanda birkaç köyde veya mahalde çıkmış ise hepsini içine alan genel bir kordon konur. 

b) Şap hastalığının tipini tespit için usulüne göre alınan hastalıklı numune derhal Şap Enstitüsüne gönderilir. Şap Enstitüsü hastalığın tipini belirler ve gerekli aşıyı il veya ilçe müdürlügüne gönderir. Hastalık mikrobunun durumu dikkate alınarak, hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar dışındakiler aşılanır. 

c) Şap hastalığı çıkan yerdeki hayvan park, pazar ve panayırı kordon sahası içinde ise çift tırnaklı hayvanlara kapatılır. Hastalık yayılma özelliği gösteriyorsa il hayvan sağlık zabıtası komisyonu kararıyla ildeki bütün hayvan pazar ve panayırları çift tırnaklı hayvanlara kapatıldığı gibi çift tırnaklı hayvanlarla yapılan sevkiyat ve nakliyat yasaklanır. 

d) Hastalık bir köyde, mahalde veya ahırda çıktığında, buraların dışında bulunan yerlerdeki hayvanlara bulaşması mümkün değilse buralarda sınırlı karantina konur. Hastaların, hastalıktan ve bulaşmadan şüphelilerin hastalık tamamen sönünceye kadar dışarıyla teması önlenir. 

e) Karantina altına alınan yerden çift tırnaklı hayvanlar ile ot saman gibi hayvan yemlerinin ve hayvan maddelerinden tırnak, boynuz ve derinin çıkarılması yasaktır. Sütün kaynatıldıktan sonra çıkarılmasına izin verilir. 

f) Karantinaya alınan yerlerden transit olarak geçirilecek hayvanlar kapalı vasıtalarla nakledilirler. Hayvanlar karantina bölgesini geçinceye kadar su ve yem vermek için vasıtalardan indirilmez. İndirilenler derhal 15 gün karantinaya alınır.   

g) Hastalar, hastalıktan ve bulaşmadan şüpheliler sahibinin isteği halinde kapalı vasıta ile kesilmek için en yakın mezbahaya gönderilir. Et ve derileri hakkında bu Yönetmelik hükümleri uygulanır. 

h) Karantina bölgesindeki hastalıksız hayvanların kesilmek için kapalı vasıtalarla mezbahaya sevkine müsaade edilir. Ancak deri, boynuz ve tırnakları dezenfekte edildikten sonra serbest bırakılır. Hükümet veteriner hekimi gerekli kontrolleri yapmakla yükümlüdür. 

i) Şap hastalığının bulunduğu yerdeki tek tırnaklı hayvanların karantina bölgesi dışına çıkarılmasına tırnakları dezenfekte edildikten sonra müsaade edilir. 

j) Şap hastalığını takiple görevlendirilen hükümet veteriner hekimi hastalık tamamen sönünceye kadar hastalıklı bölgeyi devamlı kontrol eder. Hayvan sahiplerine hastalık hakkında bilgi verir. Hastaların tedavisi için mümkünse ilaç yardımı yapar; ilacı nasıl kullanacaklarını öğretir. 

k) Şap hastalığı sebebi ile konulan karantina son hastanın iyileşmesinden veya ölümünden 15 gün sonra hükümet veteriner hekiminin kontrolünde yapılan dezenfeksiyonla kaldırılır. 

l) Bakanlıkça her yıl tespit ve ilan edilen mücadele bölgelerinde hastalığın varlığı ve tipi tespit edilen hayvanlar tazminatlı olarak öldürülür veya kestirilir. Hastalıktan ölen veya öldürülen hayvanlar iki metre derinliğindeki çukurlara üzerlerine sönmemiş kireç dökülerek gömülür. Mümkün olmadığı hallerde tamamen yakılarak imha edilir. (Değişik: 5/6/1995- 95/6966 K.) 

m) Şap hastalığı ile mücadele için alınacak diğer karar ve tedbirler ile Bakanlıkça her yıl tespit ve ilan edilen mücadele bölgelerindeki uygulama esasları Bakanlıkça belirlenir. (Değişik: 5/6/1995- 95/6966 K.)”

 

 

 

 

             13.9. SIĞIR VEBASI (MALKIRAN, ÇOR)

 

             Sığır vebası, sığır ve mandaların sindirim kanalında yaraların meydana gelmesine neden olarak kanlı ishale yol açan, bulaşıcı ve ölüm oranı yüksek bir hastalıktır. Hastalık hasta hayvanların gözyaşı, burun akıntısı, salya ve dışkıları ile temas sonucu diğer hayvanlara bulaşır. Hastalık etkeni dış ortamda dayanıksızdır. Bu nedenle hastalığın uzak mesafelere giysi ve ekipman yoluyla bulaşması mümkün değildir.

 

 

 

             Hasta hayvanlarda yüksek ateş, durgunluk, iştahsızlık gibi genel belirtilerin yanı sıra solunum sayısında artış, gözyaşı ve burun akıntısı, gözlerde kızarıklık görülür. Ağız, dil ve yanaklarda şekillenen yaralar sonuca ağız kepek serpilmiş gibi görünür. Hayvanda ateşin düşmesini takiben koyu kahve renkte, kötü kokulu ve hafif kan parçaları içeren çok şiddetli ishal başlar. Hastalıktan iyileşen hayvanlar bir daha hastalığa yakalanmazlar. 

 

             Hasta olduğundan şüphe edilen hayvanlar sürüden ayrılmal�

Etiketler:Sığır hastalıkları,sığır hastalığı,inek hastalığı,sığır hastalıkları tedavisi

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest Addthis